The Pineal Gland: The Lock and Key of the Third Eye
"In Michelangelo's The Creation of Adam, a hidden message resided within the brain form, inside the pineal gland. Like the 'third eye,' a symbol of spiritual awakening, there is a door in my work that goes beyond perception. I aimed to bring this hidden message to light, interpreting it in my own way.
We believed we saw the world with our closed eyes, yet behind our eyes, there is an entire universe lost. Everything we were taught seemed true because we had no other option. Trapped between a truth and a lie, the window to reality disappeared right in the center of our foreheads, sealed long ago. Behind everything presented to us was a dream, but no one wanted to see their dream. For waking up meant the loss of everything.
There is a darkness inside us; a void, an echo from the past. For centuries, we lived as though our eyes were open, yet the true blindness was hidden within us. How meaningful was it to question the lost light inside us, while gazing outward? That light, perhaps, was our oldest journey; a radiance that once illuminated every corner of our lives, but over time, it began to fade. What was the truth? Was it an illusion pulling us in? Or a call from the depths of our souls?
The pineal gland silently rests between the two hemispheres of our brain. A small, invisible organ, yet the light it holds carries the secret of the universe. Science says it produces melatonin, regulating the fine line between night and day. But another voice whispers from deep within: DMT… Dreams, visions, mystical experiences... Can this tiny organ open the doors to other dimensions? Is there an inner infinity there?
In ancient times, the pineal gland was known as the 'third eye.' Intuition, the depths of consciousness, spiritual awareness... That light was once a part of the human deep mind. The Eye of Ra, Ajna Chakra… Those concepts symbolized that light. But the strange games of the modern world sought to dim that light. Fluoride, heavy metals, electromagnetic waves, environmental toxins... All were shaped to destroy the function of this small organ. But has the lost light truly disappeared? Or is it still somewhere, waiting to be awakened as a spark?
Fluoride calcifies the pineal gland. Like the reverse flow of consciousness, modern life disrupts our inner light. Screens, artificial lights, radiations... All of these disturb the natural rhythm of this organ, preventing us from diving deep into our souls. But why did we always look outward? Why didn’t we dive inward? Is it possible to truly open our eyes? Or is it just a lost illusion?
Out there, beyond everything, there is a vibration. The voices of those who sense this vibration have been silenced. Our consciousness has been narrowed, and our souls are chained to matter. Yet something is still awakening. Dreams, déjà vu moments, the inner echoes we feel… Perhaps these are the resonances of a truth that will never vanish, even if our third eye is closed. Our souls burn with light; but that light sometimes fades, and when it does, a deep voice echoes. It calls us to search for it.
The pineal gland is a door, but this door seems to have been locked by the modern world. Education solely glorifies logic and external success. Opening the doors to the inner world, developing intuition, and nurturing creativity have been forgotten. The inner eye has gotten lost within the norms of the outside world, and inner freedom has turned into a dream. While society tries to turn us into one kind of human, our inner reality has been gradually erased. But perhaps true freedom lies in shedding this imposed reality and reaching our own light. Realizing this may well mark the beginning of our inner revolution.
Returning to the inner light is like a star shining in the darkness. The power of the pineal gland exists to awaken the light of a lost consciousness, a forgotten memory. This light is a journey to the deepest point of the universe, to the flow of consciousness. Meditation, connecting with nature, staying away from harmful chemicals... These are the steps that can reignite the light of the pineal. When we open our inner eye, the influence of external illusions fades. Because seeing the truth begins within our inner world. And perhaps the greatest discovery on this journey is accepting that this light has always been within us."
"Michelangelo’nun Tanrı’nın Âdem’e Dokunuşu eserinde beyin formunun içinde yer alan epifiz bezine gizli bir mesaj saklıydı. Ruhsal uyanışın sembolü olan bu 'üçüncü göz' gibi, eserimde de algının ötesine geçen bir kapı var. Bu gizli mesajı, kendi yorumumla biraz daha açığa kavuşturmayı amaçladım."
Kapalı gözlerle dünyayı gördüğümüzü sandık, fakat gözlerimizin gerisinde kaybolan bir evren var. Bize öğretilen her şey doğruymuş gibi geldi, çünkü başka bir seçeneğimiz yoktu. Bir doğruluk, bir yalan arasında sıkıştık, ama gerçeğin penceresi, alnımızın tam ortasında kayboldu, yıllar önce mühürlendi. Bize sunulan her şeyin ardında bir rüya vardı, ama kimse rüyasını görmek istemedi. Çünkü uyanmak, her şeyin kaybolması demekti.
Bir karanlık var içimizde; bir boşluk, bir geçmişin yankısı. Yüzyıllarca gözlerimiz açıkmış gibi yaşadık, fakat asıl körlük, içimizde saklıydı. Dışarıya bakarken, içimizdeki kaybolan ışığı sorgulamak ne kadar anlamlıydı? O ışık, belki de en eski yolculuğumuzdu; bir zamanlar hayatımızın her köşesini aydınlatan bir parıltı, ama zamanla sönmeye yüz tuttu. Gerçek neydi? Bizi içine çeken bir yanılsama mıydı? Ya da ruhumuzun derinliklerinden gelen bir çağrı mı?
Epifiz bezi, beynimizin tam ortasında, iki yarım küre arasında sessizce duruyor. Küçük, gözle görülmeyen bir organ ama içerdiği ışık, evrenin sırrını barındırıyor. Bilim diyor ki, o melatonin üretir, geceyle gündüz arasındaki ince çizgiyi düzenler. Ama başka bir ses, derinlerden fısıldar: DMT... Rüyalar, hayaller, mistik deneyimler… Yani, bu küçük organ, diğer boyutların kapılarını aralayabilir mi? İçsel bir sonsuzluk var mı orada?
Antik zamanlarda, epifiz bezi "üçüncü göz" olarak tanınmıştı. Sezgi, bilincin derinlikleri, ruhsal farkındalık… O ışık, bir zamanlar insanın derin bilincinin parçasıydı. Ra’nın Gözü, Ajna Çakra… O kavramlar, o ışığı simgeliyordu. Ama modern dünyanın tuhaf oyunları, o ışığı karartmaya çalıştı. Florür, ağır metaller, elektromanyetik dalgalar, çevresel toksinler… Hepsi, bu küçük organın işlevini tahrip etmek için şekillendi. Ama kaybolan ışık gerçekten kayboldu mu? Yoksa hâlâ bir yerlerde, bir köşede, sadece uyanmayı bekleyen bir kıvılcım mı var?
Florür, epifiz bezini kireçlendirir. Bilinç akışının geriye doğru bir çığ gibi ilerlemesi gibi, modern yaşam da içsel ışığımızı bozar. Ekranlar, yapay ışıklar, radyasyonlar… Hepsi, bu organın doğal döngüsünü bozarak ruhun derinliklerine inmeyi engeller. Ama biz neden dışarıya hep baktık? Neden içimize inmedik? Gerçekten gözlerimizi açmak mümkün mü? Yoksa kaybolan bir yanılsama mı?
Dışarıda, her şeyin ötesinde, bir titreşim var. Bu titreşimi hissedenlerin sesi susturuldu. Bilincimiz daraltıldı, ruhumuz maddeye zincirli kaldı. Ama hâlâ bir şeyler uyanıyor. Rüyalar, dejavu anları, hissettiğimiz içsel yankılar… Belki de bunlar, üçüncü gözümüz kapalı olsa da, kaybolmayacak bir gerçeğin yankılarıdır. Ruhumuz, ışıkla yanar; ama o ışık, bazen kaybolur, kaybolduğunda, çok derinlerden bir ses yankı yapar. Bizi aramak için çağırır.
Epifiz bezi, bir kapıdır; ama bu kapı, modern dünya tarafından kilitlenmiş gibi. Eğitim, yalnızca mantığı ve dışsal başarıyı yüceltir. İçsel dünyanın kapılarını açmak, sezgiyi geliştirmek, yaratıcılığı beslemek unutulmuştur. İçsel göz, dışarıdaki normların içinde kaybolmuş, içsel özgürlük, bir hayale dönüşmüştür. Toplum, bizi tek tip bir insana dönüştürmeye çalışırken, içsel gerçekliğimiz giderek silinmiştir. Ama belki de gerçek özgürlük, bu dayatılmış gerçeklikten sıyrılıp kendi ışığımıza ulaşmakla ilgilidir. Bunu fark etmek, belki de içsel devrimimizi başlatacaktır.
İçsel ışığa geri dönmek, karanlığın içinde parlayan bir yıldız gibidir. Epifiz bezinin gücü, kaybolan bir bilincin, unutulmuş bir hafızanın ışığını yeniden uyandırmak için vardır. Bu ışık, evrenin en derin noktasına, bilinç akışına doğru bir yolculuktur. Meditasyon, doğayla bağ kurma, zararlı kimyasallardan uzak durma… Bunlar, epifizin ışığını yeniden ateşlemeye yol açan adımlardır. İçsel gözümüzü açtığımızda, dışarıdaki illüzyonların etkisi kaybolur. Çünkü gerçeği görmek, içsel dünyamızda başlar. Ve belki de en büyük keşif, bu yolculukta, bu ışığın her zaman içimizde olduğunu kabul etmektir.